YENİDEN DOĞUŞUN HİKAYESİ
YENİDEN DOĞUŞUN HİKAYESİ
Bazı anlar vardır, içinden çıkamayacakmışız gibi gelir, hiç bitmeyecek gibi. Öyle bir acıtır ki kalbi… O sızıyla, yolun nereye gideceğini bilmeden devam etmek zorunda kalırız. Bazen de pes etmek isteriz. Tam o noktada her şeyin bittiğine olan inancımız o kadar kuvvetlidir ki “bundan sonrası yok” dediğimiz o anlar var ya… İşte ışığın tüm hücrelerimize aktığını bilemesek de, o an çaresizce bir köşede hayatın bitmesini bekleriz. Belki de “o an sonlansın her şey” deriz.
O tüm hücrelerimize kadar hissettiğimiz derin acının hiçbir zaman geçmeyeceğine inanarak hayata tutunmak için nedenler ararız. Sorgularız her şeyi; hayatımızı, geçmişimizi, var oluşu, belki de kendimizi… İşte tam o noktada görünmez bir elin gelip bizi kurtarmasını bekleriz. Bir mucize olsa da her şey değişse diye kaç kere söyledik bunu? Kaç gece hiç geçmeyecek sandığımız o acının içinde kaybolduk?
Bazen kayıplar, bazen en sevdiklerimizi kaybetmenin verdiği o derin hüzünlü acı… Her birimiz hayatımızda belli başlı şeylerle sınanıyoruz. Yaşıyoruz, sorguluyoruz ama o tünelin sonundaki ışığı hiç bilmeden, hiç görmeden, belki de umutların tamamen bittiği yerden yazıyorum size bunları.
Ben de yaşadım bu süreçleri. İlahi bir elin gelip beni kaldırmasını, içimdeki acıyı dindirmesini bekledim. Fakat etrafımıza o kadar kör oluyoruz ki bu süreçlerde, hayatın içindeki o güzellikleri, belki sevdiklerimizi, belki dostlarımızı bile göremiyoruz. Çünkü kendi değerimizi bir yerlerde öylesine kaybediyoruz ki yaşadığımız o acı tecrübelerden sonra gerçek benliğimizi kaybediyor ve unutuyoruz.
Kaçımız sordu kendine: “Özde ben kimim? Ben neyim? Bu hayatta amacım, yerim ne?” Hep bir başkalarının konumlandırdığı ya da istediği gibi olduğumuz benliklerimiz, maskelerimiz o kadar çok ki bunların içinde kaybolup gidiyoruz umarsızca.
Ey güzel ruh… Kendine kaç kez sordun: “Ben aslında kimim? Ne istiyorum? Beni mutlu eden nedenler bir başkası mı, yoksa aynada gördüğüm ben mi gerçek ben?” diye…
Bazen her şeyi yakıp yıkıp, yok sayıp, koy verip bir yangının içinde yanarken buluyoruz kendimizi. Ama önemli değil; bunlar da yolculuğun bir parçası. Kendi öz benliğine ulaşmanın yolculuğu…
Defalarca kez düşebiliriz, defalarca kez yeniden kalkıp başlayabiliriz hayata. Belki bir el dürter bizi, “hadi” der, “hadi yap en sevdiğin şeyleri” ve ilham olur. Sonra tutunursun hayata yeniden ve dersin ki: “Evet, ben özümde bunlarla var oluyorum. ”Var oluş aslında bir yolculuktur. Bu yolculukta kendi kimliğini aradığın, defalarca kez başka bedenlere, suretlere büründüğün bir yolculuk…
Ama yolculuğun en keyifli kısmı ise kendi özüne ulaşabilmektir. Ne kadar yorulsak da, ne kadar düşsek de, kalksak da, yara alsak da, kırık dökük de olsak; o içindeki muazzam benliğe ulaşabilmek ve bunun için mücadele edebilmek insanı her gün yeniden doğumuna vesile oluyor. Doğumlar sancılı olsa da kendini bulma hakikati insana güç katıyor. Bu yolculukta karşımıza yüzlerce yolcu çıkacak.
Vakitleri yettiğinde, görevleri bitene kadar bize eşlik edecekler ve bir gün bir yerde yollarımız ayrılacak. Ayrılıklar da yolculuğa dair bizi büyüten en güzel oluşumların başında geliyor .Ve sen güzel insan…
Sadece etten kemikten, bedenden ibaret misin? Hayallerin, arzuların, hedeflerin, ruhun yok mu? Tabii ki de var. Ama kendi iç benliğinle, ruhunun özüyle ne kadar iletişim kurduğun, kurabildiğin kısmın tamamen sana ait olacak.
Seçimlerin olacak, yenilgilerin, mutlulukların, üzüntülerin… Ama günün sonunda yine sana sen kalacaksın. Kendin ile ilişkin ne kadar kusursuz olursa, dışarıya yarattığın o realite o kadar mükemmel olacak .
Kendini kaybettiğin yerden sesleniyorum sana… İçindeki o mucize çocuğu her nerede kaybettiysen, ilk rotan onu bulmak olacak. Ve sen onunla bir bütün olduğunda, onun hayallerine kulak verdiğinde başaracaksın. Bu realiteden, içinde kurduğun bu düzensiz düzenden çıkacaksın. İyileşeceksin, şifalanacaksın. Ve bir gün kendi hikâyeni gülerek anlatmaya başladığında başarmış ve tüm yaralarını sarmış olacaksın.
Hayatında sana o görünmez destek olan elleri de kaybetme. Onlar da senin ağacının meyveleri… Seni ve seni istediğin o hâle evirecek ufak hediyelerin olacak. Bu sistemde her şey kusursuz işliyor.
Sadece sen, sana zarar veren gölgelerle yüzleşip onları uğurladığında geriye sadece güzellikler kalacak.
Senin de hayatında tüm güzellikleri görebilmen ve bulabilmen dileğiyle…
Unutma, sen var oluşun en güzel yansıması ve oluşusun.
Bugün kendi varlığını kutla ve derinden bir şükran ile kendine sarıl.
Çünkü geriye sadece senden sen kalacak. Gerisi, sadece yaratmış olduğun illüzyonun bir parçası olarak dağılıp gidecek.
Herkes gider ama sen kalırsın.
Varlığını bir kez daha derinden gör ve ona sarıl.
Sevgi ve güzellikler hep kalbine aksın..
Sevgilerimle…
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


