Kabulleniş mi, Kendinden Vazgeçiş mi?
Kabulleniş mi, Kendinden Vazgeçiş mi?
Hayat bazen bize “kabullen” der.
Sakinleşmemiz, susmamız, geri çekilmemiz gerektiği öğretilir.
Oysa bu öğütlerin her zaman bir erdem taşıdığını söylemek mümkün değildir.
Çünkü her kabulleniş, huzura açılan bir kapı değildir.
Bazıları, insanın kendi iç dünyasında fark etmeden verdiği küçük tavizlerin birikimidir.
Ve insan çoğu zaman bunu geç fark eder.
Kendi değerinden verdiği her ödün,
ilk başta görünmez.
Ama zamanla, sessiz bir iç kırılmaya dönüşür.
İşte tam bu noktada şu soruyu sormak gerekir:
Bu bir kabulleniş mi, yoksa yavaş yavaş vazgeçiş mi?
Kabullenmek, eğer insanın içini hafifletiyorsa kıymetlidir.
Eğer bir olgunluk, bir farkındalık taşıyorsa anlamlıdır.
Ama sırf düzen bozulmasın, kimse rahatsız olmasın diye susmak…
işte orada mesele değişir.
Çünkü insan, kendine yapılanı sineye çekerken çoğu zaman fark etmez:
Aslında kendi hakkını kendisi eksiltmektedir.
Bu eksilme gürültülü olmaz.
Kimse fark etmez.
Ama insanın kendi içindeki saygı, yavaş yavaş yer değiştirir.
Oysa mesele ne yüksek sesle isyan etmek,
ne de her şeyi içine atmaktır.
Asıl mesele;
sakin ama net durabilmektir.
Bir sınır koyabilmek…
Ama bunu saygıyı kaybetmeden yapabilmek…
Çünkü gerçek güç, kırmakta değil;
kendini kaybetmeden durabilmektedir.
İnsan, kendine gösterdiği saygı kadar
başkalarından saygı görür.
Ve bazen en güçlü cevap;
kırmadan, taşırmadan ama geri de çekilmeden
sakin bir kararlılıkla şunu söyleyebilmektir:
“Ben buradayım.”
Mimar Duygu Doğan
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


