Papatyayı Koparmadan Sevebildiğimiz Gün
Papatyayı Koparmadan Sevebildiğimiz Gün
Neydi sahi mutluluk?
En son ne zaman hatırladık bu duyguyu ya da gerçekten tattık? Çocukluğumuzda mı kaldı… Papatyaların “seviyor, sevmiyor” diye kopardığımız yapraklarında mı? Şimdi ise o papatyaları dalında güzel buluyoruz, değil mi?
Her birimiz bir koşturmanın, bir acının, bir hengâmenin içinde kaybolup gidiyoruz. Kimimiz dünya derdinde, kimimiz cennete kavuşma ümidiyle… Herkes bir şeylerin peşinde sürükleniyor. Ama unuttuğumuz, yok saydığımız, belki de çok derinlere gömdüğümüz o duyguyu hatırlatmak istedim bugün. Önce kendime… Belki ben de çok uzun zamandır hissetmiyorumdur, kim bilir… Ama önemi var mı geç kalmışlığın? Bence yok. Çünkü insan, hangi zaman diliminde olursa olsun, bu duyguyu yeniden hatırlayabilmeli. İliklerine kadar hissedebilmeli.
Herkese göre farklı olan bu hissiyat; bir insana, bir ruha, bir evrene, bir yaradılışa, bir varoluşa bağlı olabilir… Önemi yok. Önemli olan kalpte hissedebilmek. Belki de sevgi, bunun ilk anahtarıdır. Bir insanı, bir hayvanı, bir eşyayı… belki de tüm kâinatı sevebilmek. Eksik olan duygumuz bu aslında. Bu yüzden mutlu olamıyoruz. Bu yüzden sorguluyor, yargılıyor, bazen de isyana düşüyoruz. Çünkü kalplerimizdeki o ilk yaratılış tohumunun sevgi olduğunu unutarak yaşıyoruz.
Oysa aradığımız şey, kendimizden sakındığımız o duygu… aslında içimizde, çok derinlerde saklı. Onu ortaya çıkarabilirsek; önce kendimizi kabul edeceğiz, sonra da etrafımızdaki her şeyi… Belki Yaradan’ı yarattıklarından ötürü, belki de yarattıklarını Yaradan’dan ötürü seveceğiz. Ama bir şekilde yolumuz sevgiye çıkacak. Kalplerimiz o güzel duyguyla titreşecek.
Her şeyin başı sevgi değil miydi? Bize böyle öğretilmemiş miydi? Peki gerçekten… sevgi her şeyi iyileştirebilir mi? Bence evet. Sevgi her şeyi iyileştirebilir. Yaralarımızı sarabilir, geçmişi şifalandırabilir… Ama gerçekten hissedebildiğimizde.
Soruyorum size: En son ne zaman bir şeyi gerçekten, yürekten, karşılıksız ve koşulsuz sevebildiniz? Yaradan’ı görmeden sevdik, evet… Peki ya gördüklerimizi? Severken hep bir koşul, bir beklenti, bir sonuç aramadık mı? Bir çiçeği sırf var olduğu için sevebildik mi? Onu dalından koparmadan da sevebilir miydik?
Belki de sevgiyle sahip olma duygusunu karıştırdık. Birini sevmek için ona sahip olmak mı gerekiyordu? Sahip olmadan da sevemez miydik? Sırf hayatımızda bir yeri olduğu için… var olduğu için… onunla bir yolu paylaşabildiğimiz için… Güzelliklerle olduysa şans, zorluklarla olduysa ders diyebildik mi? Bence yapamıyoruz. Koşulsuz sevemiyoruz. Bir yerde eksik kalıyor duygularımız.
Şartsız, saf bir sevgiyle bakamıyoruz hayata… belki de kendimizi sevemiyoruz. Oysa her şey kendini sevmekle başlıyor. Kendinle olan savaşın bittiğinde, dışarıyla olan savaşın da bitiyor. Ve hayata bambaşka bir pencereden bakmaya başlıyorsun. Geriye sadece sevgi kalıyor.
Her şey bittiğinde… tükendiğinde… hatta dünya bile bir gün sona erdiğinde… geriye kalacak tek duygu sevgi olacak. Sevgi; tüm varoluşların, tüm zamanların, ezelden ebede uzanan en saf duygusu… Belki de bizi, bu dünyayı ve tüm âlemleri kurtaracak olan tek şey.
O hâlde…
Kalpten ve koşulsuzca sevebilmek dileğiyle.
Papatyayı koparmadan sevebildiğimiz gün başaracağız…
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


