Baktığın Benim, Gördüğün Sensin
Baktığın Benim, Gördüğün Sensin
İnsan bazen karşısındaki insanı gördüğünü zanneder. Oysa çoğu zaman gördüğü şey, kendi ruhunun karanlıkta kalmış tarafıdır. Bu yüzden eski bir söz der ki: “Baktığın benim, gördüğün sensin.”
İnsan bazen karşısındaki insanı gördüğünü zanneder. Oysa çoğu zaman gördüğü şey, kendi ruhunun karanlıkta kalmış tarafıdır. Bu yüzden eski bir söz der ki: “Baktığın benim, gördüğün sensin.”
Belki de insan ilişkilerinin en trajik tarafı budur. Çünkü kimse kimseyi olduğu gibi görmez. Kimi kendi korkularını görür karşısında, kimi çocukluğundan kalan eksik sevgiyi, kimi ise hükmetme arzusunu…
Manipülatör insan, çoğu zaman yalnızca karşısındaki insanı yönetmeye çalışmaz; onun vicdanını ele geçirmek ister. Çünkü vicdanı güçlü insanı kontrol etmek daha kolaydır. Empati kuran insan ise karşısındakinin kırık yerlerini tamir etmeye çalışırken, kendi ruhundan parçalar vermeye başlar. İşte trajedi burada doğar.
Platon’un mağara alegorisindeki insanlar gibi yaşar bazı ilişkiler. Biri gerçeği görmeye çalışırken diğeri gölgeleri yönetir. Empat kişi sevgiyi hakikat sanar; manipülatif kişi ise sevgiyi çoğu zaman bir araç gibi kullanır. Çünkü biri “anlaşılmak”, diğeri “haklı çıkmak” ister.
Dostoyevski’nin karakterleri neden bu kadar derindir sanırsınız? Çünkü insan ruhunun aynı anda hem merhametli hem zalim olabileceğini bilir. İnsan bazen birini severken bile ona hükmetmek ister. Kimi sevgiyi özgür bırakır, kimi ise sahip olmaya çalışır. Oysa Aristoteles’in söylediği gibi erdem, aşırılığın değil dengenin içindedir. Sevginin erdemli hâli boğmaz. Suçluluk hissettirerek bağlılık kurmaya çalışmaz.
Manipülatör insanın en büyük korkusu kaybetmek değildir aslında; kontrol edememektir. Empat insanın en büyük yanılgısı ise herkesi kendi kalbi kadar vicdanlı sanmasıdır.
Bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan bir şey çalmaz; doğrudan zihnimizi yorurlar. Sürekli kendimizi açıklamak zorunda kaldığımız ilişkilerde zamanla insan kendi sezgilerinden bile şüphe etmeye başlar. İşte ruhun sessiz tükenişi böyle başlar.
Psikolojide “aynalama” denilen bir durum vardır. İnsan çoğu zaman karşısındaki kişiyi olduğu gibi değil, kendi iç dünyasının yansımasıyla görür. Kendi içinde korku taşıyan, herkeste tehdit arar. İçinde değersizlik hissi olan, en küçük mesafeyi bile terk edilmek sanır. Kalbi huzurlu olan ise dünyaya daha yumuşak bakar.
Manipülatif insanlar da çoğu zaman aynalama tekniğini bilinçli ya da sezgisel şekilde kullanırlar. Karşısındaki insanın ihtiyaçlarını, yaralarını, eksik kaldığı sevgiyi hisseder ve ona göre bir yüz takınırlar. Bu yüzden bazı insanlar ilk başta “beni çok iyi anlıyor” hissi uyandırır. Oysa bazen anlaşılan ruhunuz değil, çözülmeye çalışılan taraflarınızdır.
Gerçek bağ ise aynalama ile taklit arasındaki farkta ortaya çıkar. Çünkü samimi insan sizi olduğunuz gibi görür; manipülatif insan ise sizi nasıl yönlendirebileceğini anlamaya çalışır.
Belki de insanın olgunlaşması, herkesi kurtaramayacağını anladığı gün başlar. Çünkü merhamet başka şeydir, kendinden vazgeçmek başka şey.
Ve belki bütün mesele gerçekten şudur:
İnsan, karşısındakini değil; kendi iç dünyasını görür.
Birinin içindeki karanlık, herkesi karanlık sanır.
Birinin içindeki merhamet ise herkesi kendisi gibi zanneder.
Bu yüzden bazı bakışlar sevgi değil, ihtiyaçtır.
Bazı yakınlıklar ise dostluk değil, kontrol arzusudur.
İnsan ruhunu tanımadan insan ilişkilerini anlamak mümkün değildir. Çünkü baktığın bazen gerçekten yalnızca karşındaki değildir.
Gördüğün biraz da sensindir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


