Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Görünmeyen Çocuklar

Kültür 24.06.2026 - 08:44, Güncelleme: 24.06.2026 - 08:44
 

Görünmeyen Çocuklar

Bazı insanlar hayata konuşarak değil, susarak tutunur. Onları bir kalabalığın içinde fark etmek zordur. En yüksek sesi çıkaran onlar değildir. Masaya yumruğunu vuran, dikkat çeken, sürekli anlatan da onlar değildir. Çoğu zaman dinleyen tarafta kalırlar. Bekleyen tarafta. Sırası gelmeyen tarafta. Hayatın garip bir adaletsizliği vardır. Bazı insanların yükü ağırdır, bazı insanların yükü görünmez. Görünmeyen yükler ise çoğu zaman daha uzun taşınır. Çünkü insanlar gözyaşını görür ama içine atılanı göremez. Yarayı görür ama sessizce katlanılan acıyı fark etmez. Yardım isteyenin elini tutar ama yardım istemeyi çoktan bırakmış olanı güçlü zanneder. Oysa bazen güç sandığımız şey yalnızlıktır. Bazen olgunluk dediğimiz şey erken vazgeçiştir. Bazen "Ne kadar dayanıklı bir insan." dediğimiz kişi, aslında yıllardır dayanmak zorunda bırakılmış bir çocuktur. Hayatın ilk yıllarında öğrendiğimiz bazı dersler vardır. Kimimiz konuşunca duyulacağımızı öğreniriz. Kimimiz ise susunca sorun çıkmayacağını... Ve insan çocukken öğrendiği bu dili yetişkinliğine kadar taşır. Sonra bir gün hayat karşısına büyük bir sınav çıkarır. Bir hastalık haberi... Bir ayrılık... Bir kayıp... Bir korku... İnsan dönüp arkasına bakar ve içinden geçen ilk şey yardım istemek değil, yine tek başına çözmeye çalışmak olur. Çünkü yıllar boyunca kendisine öğretilen budur. Belki kimse bunu özellikle yapmamıştır. Belki herkes kendi yükünü taşımakla meşguldür. Ama sonuç değişmez. Bazı insanlar çocukluklarını yaşarken, bazıları dayanıklılık eğitimi alır. İşte bu yüzden adalet sadece mahkeme salonlarında aranan bir kavram değildir. Adalet, bir sofrada kimin daha çok konuşabildiğinde de saklıdır. Kimin daha çok dinlendiğinde... Kimin acısının ciddiye alındığında... Kimin varlığının fark edildiğinde... Adalet bazen bir çocuğa dönüp "Seni görüyorum." diyebilmektir. Çünkü görülmek, sevilmenin en sessiz biçimidir. İnsan yaş aldıkça şunu anlıyor: Kırgınlıklarımızın çoğu kötü niyetten değil, eksik fark edilmekten doğuyor. Kimse bizi incitmek istememiş olabilir. Ama bu, incinmediğimiz anlamına gelmiyor. Kimse bizi unutmak istememiş olabilir. Ama bu, unutulmuş hissetmediğimiz anlamına gelmiyor. Belki hayatın ikinci yarısında öğrenmemiz gereken şey tam da budur: Başkalarının bizi görmesini bekleyerek ömür geçirilmez. Bir gün insan dönüp kendisine bakmalı ve şunu söylemelidir: "Ben de buradayım." Sessizce... Öfkesizce... Kimseyi suçlamadan... Ama kendinden de vazgeçmeden... Çünkü hayat tuhaf bir sahnedir. Bazıları başrolü doğuştan alır. Bazıları ise yıllarca kuliste bekler. Fakat hiçbir insan ömrünün tamamını figüran olarak geçirmek zorunda değildir. Bir gün perde yeniden açılır. Ve insan ilk kez kendi hayatının ortasına yürür. İşte o gün ne intikam vardır ne hesaplaşma. Sadece gecikmiş bir adalet vardır. Ve belki de adalet, insanın sonunda kendi hayatındaki yerini alabilmesinden başka bir şey değildir.

Bazı insanlar hayata konuşarak değil, susarak tutunur.

Onları bir kalabalığın içinde fark etmek zordur. En yüksek sesi çıkaran onlar değildir. Masaya yumruğunu vuran, dikkat çeken, sürekli anlatan da onlar değildir. Çoğu zaman dinleyen tarafta kalırlar. Bekleyen tarafta. Sırası gelmeyen tarafta.

Hayatın garip bir adaletsizliği vardır.

Bazı insanların yükü ağırdır, bazı insanların yükü görünmez.

Görünmeyen yükler ise çoğu zaman daha uzun taşınır.

Çünkü insanlar gözyaşını görür ama içine atılanı göremez. Yarayı görür ama sessizce katlanılan acıyı fark etmez. Yardım isteyenin elini tutar ama yardım istemeyi çoktan bırakmış olanı güçlü zanneder.

Oysa bazen güç sandığımız şey yalnızlıktır.

Bazen olgunluk dediğimiz şey erken vazgeçiştir.

Bazen "Ne kadar dayanıklı bir insan." dediğimiz kişi, aslında yıllardır dayanmak zorunda bırakılmış bir çocuktur.

Hayatın ilk yıllarında öğrendiğimiz bazı dersler vardır.

Kimimiz konuşunca duyulacağımızı öğreniriz.

Kimimiz ise susunca sorun çıkmayacağını...

Ve insan çocukken öğrendiği bu dili yetişkinliğine kadar taşır.

Sonra bir gün hayat karşısına büyük bir sınav çıkarır.

Bir hastalık haberi...

Bir ayrılık...

Bir kayıp...

Bir korku...

İnsan dönüp arkasına bakar ve içinden geçen ilk şey yardım istemek değil, yine tek başına çözmeye çalışmak olur.

Çünkü yıllar boyunca kendisine öğretilen budur.

Belki kimse bunu özellikle yapmamıştır.

Belki herkes kendi yükünü taşımakla meşguldür.

Ama sonuç değişmez.

Bazı insanlar çocukluklarını yaşarken, bazıları dayanıklılık eğitimi alır.

İşte bu yüzden adalet sadece mahkeme salonlarında aranan bir kavram değildir.

Adalet, bir sofrada kimin daha çok konuşabildiğinde de saklıdır.

Kimin daha çok dinlendiğinde...

Kimin acısının ciddiye alındığında...

Kimin varlığının fark edildiğinde...

Adalet bazen bir çocuğa dönüp "Seni görüyorum." diyebilmektir.

Çünkü görülmek, sevilmenin en sessiz biçimidir.

İnsan yaş aldıkça şunu anlıyor:

Kırgınlıklarımızın çoğu kötü niyetten değil, eksik fark edilmekten doğuyor.

Kimse bizi incitmek istememiş olabilir.

Ama bu, incinmediğimiz anlamına gelmiyor.

Kimse bizi unutmak istememiş olabilir.

Ama bu, unutulmuş hissetmediğimiz anlamına gelmiyor.

Belki hayatın ikinci yarısında öğrenmemiz gereken şey tam da budur:

Başkalarının bizi görmesini bekleyerek ömür geçirilmez.

Bir gün insan dönüp kendisine bakmalı ve şunu söylemelidir:

"Ben de buradayım."

Sessizce...

Öfkesizce...

Kimseyi suçlamadan...

Ama kendinden de vazgeçmeden...

Çünkü hayat tuhaf bir sahnedir.

Bazıları başrolü doğuştan alır.

Bazıları ise yıllarca kuliste bekler.

Fakat hiçbir insan ömrünün tamamını figüran olarak geçirmek zorunda değildir.

Bir gün perde yeniden açılır.

Ve insan ilk kez kendi hayatının ortasına yürür.

İşte o gün ne intikam vardır ne hesaplaşma.

Sadece gecikmiş bir adalet vardır.

Ve belki de adalet, insanın sonunda kendi hayatındaki yerini alabilmesinden başka bir şey değildir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve webtvhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.