Farkındalıklı Aşk Üzerine
Farkındalıklı Aşk Üzerine
Biraz da ilişkiler üzerindeki farkındalık üzerine konuşmak istiyorum.
Bunca zaman çok çeşitli konular hakkında yazdım ama konu aşk olunca kalemimin beli kırılıyor nedense. Belki de en iyi bildiğim yerden yazmaktan kaçıyorumdur, kim bilir…
Beşerî aşk diye adlandırdığımız o süreç hepimizi kasıp kavuran, kendimiz olmaktan vazgeçiren o aşk… Hepimizin aslında ezbere bildiği bir duygu değil mi? Çok tanıdık, çok içten…
Aslında yaralarımızın temel kaynağı da tam olarak o: sevgisizlik duygusu.
Her birimiz o sevginin yerine bir şey koymak istedik bunca zaman.
Kimimiz narsist bir ilişkiyi koydu,
kimimiz yasak bir aşkı,
kimimiz ise dengesiz giden toksik bir ilişkiyi…
Ama her birimizin yarası aynı yerden birbirine denk aslında.
Hep söylerim: Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur; can da, inci de, mercan da.
O yüzden derim ki: Önce can, sonra canan.
Bu sefer aşkı en iyi bildiğim yerden yazmak istiyorum.
Evet, kasıp kavurdu, yaktı, geçti. Ruhumun en karanlık gecelerini yaşattı ama iyi ki de yaşattı. Çünkü bu duyguyu yaşamamış olsaydım, belki de hep o duygudan yoksun kalacaktım.
Ve belki de hiçbir zaman bu duygunun bütünlüğüyle, büyüklüğüyle yüzleşemeyecektim.
Çok sevmek…
Kendinden çok sevmek…
Bir insanı kendinden fazla değer verip onu o mengerin içine koymak ve o girdabın içinde kaybolmak çok acı bir duygu.
Aslında hiçbirimiz dengede sevmeyi bilmiyoruz.
Ya da duygularla dengede olmayı…
“Farkındalıklı aşk” ne demek diye sorarsanız; bence hiçbirimizin tam olarak bilmediği bir duygu bu.
Kendimizi bildikten sonra; neyi hak ettiğimizi, neye değer verdiğimizi, nereden yaralanacağımızı fark ettiğimizde o yolu yürümek belki de daha kolay geliyor.
Ama bilmediğimiz bir şey var:
Dışarıda çok güçlüyüz.
Birçok yerde saygınlığımız var, mesleklerimiz var, statülerimiz var…
Ama kapıldığımız bir aşkta çaresiziz.
Tek başımızayız.
Savunmasızız.
Çırılçıplağız.
Her birimizin yaşadığı o döngü, takılıp kaldığı o hüsran… Üzerine çok fazla cümle kurulabilir.
Ama ne yazık ki farkındalıklı olmadığımız her duyguda kendimizi baltalıyoruz.
Dibi görüyoruz, kuyuların içinde boğuluyoruz.
Belki bir Hazreti Yusuf gibi kuyunun dibinden çıkmayı bekliyoruz.
Belki de birinin gelip bizi kurtaracağını düşünüyoruz.
Ama kurtarıcı hiçbir zaman gelmiyor.
İnsanın tek kurtarıcısı yine kendisi oluyor.
Artık şunu biliyorum:
Bazı şeyleri görebilir, içinden geçebilir ve fark edebilirsek; daha farkındalıklı bir ilişki yaşayabiliriz.
Çünkü aşk çok yakıcı bir duygu.
Kasıp kavuruyor, yakıyor…
Bir yangın yeri gibi.
Sonra insan kül oluyor.
Ve küllerinden yeniden doğmayı bekliyor, tıpkı Anka kuşu gibi.
Ama biz o yakıcı gücü dönüştürmeyi bilmiyoruz.
Öldüğümüzü sanıyoruz.
O çıkmazda boğuluyoruz.
Oysa sevgi zarar vermez.
Yakmaz, yormaz.
Dengeli bir şekilde o yolu birlikte yürürsün.
Yol değil, yoldaş olursun birbirine.
Ama biz hep bilinçaltımızda hangi duygu titriyorsa gidip onu temsil eden insanı buluyoruz.
Ya da o insan bizi buluyor.
Yaralarımızdan, kokumuzdan tanıyor bizi…
Ve en ince karnımızdan vuruyor.
Sonra kapatıyoruz kendimizi aşka, sevgiye.
Dünyaya küsüyoruz.
Yok olmak istiyoruz.
“Yer yarılsa da içine girsem” dediğimiz anlar…
Hangimiz yaşamadık ki?
Çok sevdik.
Kendimizden çok sevdik.
Kendimizi unutarak sevdik.
Merkezden çıkararak sevdik.
Olmayacağını bile bile peşinden gitmedik mi?
Sonunun çıkmaz olduğunu bile bile defalarca aynı hikâyeyi yaşamadık mı?
Oysa hepimiz güzelce sevilmeyi hak ediyorduk.
Belki de artık sevgide dengeli, farkındalıklı bir şekilde yaşamanın mümkün olduğunu hatırlamamız gerekiyor.
Bizi dışarıdan seven insanlara da bir şans vermemiz gerekiyor.
Çünkü sevgi; insanı yormadan, yıldırmadan, kendinden geçirmeden o yolu birlikte yürüyebilme hâlidir.
En güzeli de budur.
Yakıp kavuran bir yolda yürümek mi?
Yoksa sevgi dolu, huzurlu bir yol mu?
Mesele kral ya da kraliçe olmak değildi.
Mesele aynı yolda yoldaş olabilmekti.
Şuna inanıyorum:
Kalbin temizse, hikâyen mutlu biter.
Ve günün sonunda kazanan sen olursun.
Yıldızlar geceyi aydınlatıyorsa, güneş yeniden doğuyorsa; bizim için de sevgiyle, farkındalıkla yaşanacak birliktelikler elbet var.
Vazgeçme yoldaşım.
Sevmekten vazgeçme.
Bu duyguyu hissedebildiğin için bile şükret.
Çünkü taş kalpli insanlar varken, sen hissedebilenlerdensin.
Ve bu seni bir adım öne geçirir.
Ehline denk gelenler elbet çıkacak karşına.
Birlikte yürünecek yollar, birlikte tutulacak eller var.
Sevgiyle buluşmak üzere…
Karanlıktan aydınlığa yürürken,
bir gün bu yolculukta sevginin gücü kazanacak.
Sevgi ve selam ile.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


