Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

PAYLAŞMAYI NEDEN UNUTTUK?

Sağlık 22.09.2026 - 09:58, Güncelleme: 22.09.2026 - 09:58
 

PAYLAŞMAYI NEDEN UNUTTUK?

Merhaba değerli dostlar  Bu hafta hepimizi yakından ilgilendiren bir konuyu ele almak istedim. Paylaşmayı neden unuttuk? Günümüzde yalnızlaşma, tahammülsüzlük ve dijital medyanın etkisiyle zayıflayan bağlarımız  toplumun ruhsal sağlığını derinden sarsıyor ve bu konudaki yalnızlık sorunu terapilerimde dikkatimi çekiyor. İnsanın ruhunu besleyen en temel ihtiyaçlardan biri paylaşmaktır. Paylaşmak sadece ekmeği bölmek değildir  sevgiyi, saygıyı, hayatı bölüşmektir. Bir psikolog olarak bana göre  bugün toplumun en büyük kaybı  paylaşmanın unutulmasıdır. Eskiden komşularla çay içmek, sofrada ailece buluşmak, sıkıntıları dostlarla konuşmak hayatın doğal akışıydı. Şimdi ise odalara kapanan gençler, ekran başında yaşayan bireyler ve tahammülsüz aileler görüyoruz. Bireyselleşme kültürü dediğimiz şey  “önce ben” anlayışını besliyor. Bu anlayış empatiyi zayıflatıyor ve  insanı yalnızlaştırıyor. Dijital medya ise görünürlük uğruna içtenliği yok ediyor. İnsanlar paylaşmayı değil  sergilemeyi öğreniyor. Sosyal medya platformlarında insanlar hayatlarını vitrine koyuyor ama gerçek duygularını paylaşmıyor. Bir fotoğraf, bir kısa video, bir beğeni… Bunlar görünürlük sağlıyor ama içtenlik ve samimiyetin yerini tutmuyor. Gençler kendi değerlerini değil  sosyal medyanın sunduğu “trend” kimlikleri benimsemeye başlıyor. Beğeni sayısı öz-değerin ölçütü haline geliyor. Yanlış davranışlar normalleşiyor doğru davranışlar ise geri planda kalıyor. Bu durumun sonuçları çok yönlü. Aile sofraları dağılınca bağlar zayıflıyor. Arkadaşlıklar yüzeysel hale geliyor. Komşuluk kültürü yok oluyor. Sevgi ve saygı yerini kıskançlık ve öfkeye bırakıyor. Tahammül azalıyor  öfke artıyor. İnsanlar birbirini dinlemek yerine yargılıyor. Bir psikolog olarak tavsiyem  ailelerin özellikle küçük yaşlardan itibaren çocuklarını dinlemesi, anlaması ve onlara yol gösterici davranışlarda bulunmasıdır. Elinde telefonla oynayan babanın değil  çocuğunu dinleyen ve örnek olan babanın  sosyal medyada beğeni adına paylaşım yapan annenin değil evlatlarına yol olan annenin toplumun geleceğini şekillendireceğini unutmamalıyız. Çocuklar gördüklerini öğrenir  yaşadıklarını içselleştirir. Onlara sunulan örnek  onların kişiliklerinin temel taşlarını oluşturur. Çözüm ise yeniden paylaşmayı hatırlamaktan geçiyor. Aileler çocuklarını aynı sofrada toplamayı bir alışkanlık haline getirmeli. Gençler odalarına kapanmak yerine sohbet etmeyi öğrenmeli. Komşuluk ilişkileri yeniden canlandırılmalı, küçük ziyaretler ve samimi sohbetler teşvik edilmeli. Dijital medya  insanı ayıran değil buluşturan bir araç olarak kullanılmalı. Eğitim kurumları ve aileler  gençlere paylaşmanın sadece ekranda değil  gerçek hayatta da değerli olduğunu hatırlatmalı. Unutmayalım  Paylaşmak ruhun ilacıdır. Eğer sofralarımızı, sohbetlerimizi ve kalplerimizi yeniden birbirimize  açarsak  toplumda yalnızlık yerini dayanışmaya, öfke yerini huzura bırakacaktır. Toplumun geleceği  ise çocuklarımızla kurduğumuz bağda saklıdır. Peki siz  bugün çocuklarınıza ve sevdiklerinize gerçekten kulak verdiniz mi? Saygılarımla

Merhaba değerli dostlar  Bu hafta hepimizi yakından ilgilendiren bir konuyu ele almak istedim. Paylaşmayı neden unuttuk? Günümüzde yalnızlaşma, tahammülsüzlük ve dijital medyanın etkisiyle zayıflayan bağlarımız  toplumun ruhsal sağlığını derinden sarsıyor ve bu konudaki yalnızlık sorunu terapilerimde dikkatimi çekiyor.

İnsanın ruhunu besleyen en temel ihtiyaçlardan biri paylaşmaktır. Paylaşmak sadece ekmeği bölmek değildir  sevgiyi, saygıyı, hayatı bölüşmektir. Bir psikolog olarak bana göre  bugün toplumun en büyük kaybı  paylaşmanın unutulmasıdır. Eskiden komşularla çay içmek, sofrada ailece buluşmak, sıkıntıları dostlarla konuşmak hayatın doğal akışıydı. Şimdi ise odalara kapanan gençler, ekran başında yaşayan bireyler ve tahammülsüz aileler görüyoruz.

Bireyselleşme kültürü dediğimiz şey  “önce ben” anlayışını besliyor. Bu anlayış empatiyi zayıflatıyor ve  insanı yalnızlaştırıyor. Dijital medya ise görünürlük uğruna içtenliği yok ediyor. İnsanlar paylaşmayı değil  sergilemeyi öğreniyor. Sosyal medya platformlarında insanlar hayatlarını vitrine koyuyor ama gerçek duygularını paylaşmıyor. Bir fotoğraf, bir kısa video, bir beğeni… Bunlar görünürlük sağlıyor ama içtenlik ve samimiyetin yerini tutmuyor. Gençler kendi değerlerini değil  sosyal medyanın sunduğu “trend” kimlikleri benimsemeye başlıyor. Beğeni sayısı öz-değerin ölçütü haline geliyor. Yanlış davranışlar normalleşiyor doğru davranışlar ise geri planda kalıyor.

Bu durumun sonuçları çok yönlü. Aile sofraları dağılınca bağlar zayıflıyor. Arkadaşlıklar yüzeysel hale geliyor. Komşuluk kültürü yok oluyor. Sevgi ve saygı yerini kıskançlık ve öfkeye bırakıyor. Tahammül azalıyor  öfke artıyor. İnsanlar birbirini dinlemek yerine yargılıyor.

Bir psikolog olarak tavsiyem  ailelerin özellikle küçük yaşlardan itibaren çocuklarını dinlemesi, anlaması ve onlara yol gösterici davranışlarda bulunmasıdır. Elinde telefonla oynayan babanın değil  çocuğunu dinleyen ve örnek olan babanın  sosyal medyada beğeni adına paylaşım yapan annenin değil evlatlarına yol olan annenin toplumun geleceğini şekillendireceğini unutmamalıyız. Çocuklar gördüklerini öğrenir  yaşadıklarını içselleştirir. Onlara sunulan örnek  onların kişiliklerinin temel taşlarını oluşturur.

Çözüm ise yeniden paylaşmayı hatırlamaktan geçiyor. Aileler çocuklarını aynı sofrada toplamayı bir alışkanlık haline getirmeli. Gençler odalarına kapanmak yerine sohbet etmeyi öğrenmeli. Komşuluk ilişkileri yeniden canlandırılmalı, küçük ziyaretler ve samimi sohbetler teşvik edilmeli. Dijital medya  insanı ayıran değil buluşturan bir araç olarak kullanılmalı. Eğitim kurumları ve aileler  gençlere paylaşmanın sadece ekranda değil  gerçek hayatta da değerli olduğunu hatırlatmalı.

Unutmayalım   Paylaşmak ruhun ilacıdır. Eğer sofralarımızı, sohbetlerimizi ve kalplerimizi yeniden birbirimize  açarsak  toplumda yalnızlık yerini dayanışmaya, öfke yerini huzura bırakacaktır.

Toplumun geleceği  ise çocuklarımızla kurduğumuz bağda saklıdır. Peki siz  bugün çocuklarınıza ve sevdiklerinize gerçekten kulak verdiniz mi?

Saygılarımla

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve webtvhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.