PAYLAŞMAYI NEDEN UNUTTUK?
PAYLAŞMAYI NEDEN UNUTTUK?
Merhaba değerli dostlar Bu hafta hepimizi yakından ilgilendiren bir konuyu ele almak istedim. Paylaşmayı neden unuttuk? Günümüzde yalnızlaşma, tahammülsüzlük ve dijital medyanın etkisiyle zayıflayan bağlarımız toplumun ruhsal sağlığını derinden sarsıyor ve bu konudaki yalnızlık sorunu terapilerimde dikkatimi çekiyor.
İnsanın ruhunu besleyen en temel ihtiyaçlardan biri paylaşmaktır. Paylaşmak sadece ekmeği bölmek değildir sevgiyi, saygıyı, hayatı bölüşmektir. Bir psikolog olarak bana göre bugün toplumun en büyük kaybı paylaşmanın unutulmasıdır. Eskiden komşularla çay içmek, sofrada ailece buluşmak, sıkıntıları dostlarla konuşmak hayatın doğal akışıydı. Şimdi ise odalara kapanan gençler, ekran başında yaşayan bireyler ve tahammülsüz aileler görüyoruz.
Bireyselleşme kültürü dediğimiz şey “önce ben” anlayışını besliyor. Bu anlayış empatiyi zayıflatıyor ve insanı yalnızlaştırıyor. Dijital medya ise görünürlük uğruna içtenliği yok ediyor. İnsanlar paylaşmayı değil sergilemeyi öğreniyor. Sosyal medya platformlarında insanlar hayatlarını vitrine koyuyor ama gerçek duygularını paylaşmıyor. Bir fotoğraf, bir kısa video, bir beğeni… Bunlar görünürlük sağlıyor ama içtenlik ve samimiyetin yerini tutmuyor. Gençler kendi değerlerini değil sosyal medyanın sunduğu “trend” kimlikleri benimsemeye başlıyor. Beğeni sayısı öz-değerin ölçütü haline geliyor. Yanlış davranışlar normalleşiyor doğru davranışlar ise geri planda kalıyor.
Bu durumun sonuçları çok yönlü. Aile sofraları dağılınca bağlar zayıflıyor. Arkadaşlıklar yüzeysel hale geliyor. Komşuluk kültürü yok oluyor. Sevgi ve saygı yerini kıskançlık ve öfkeye bırakıyor. Tahammül azalıyor öfke artıyor. İnsanlar birbirini dinlemek yerine yargılıyor.
Bir psikolog olarak tavsiyem ailelerin özellikle küçük yaşlardan itibaren çocuklarını dinlemesi, anlaması ve onlara yol gösterici davranışlarda bulunmasıdır. Elinde telefonla oynayan babanın değil çocuğunu dinleyen ve örnek olan babanın sosyal medyada beğeni adına paylaşım yapan annenin değil evlatlarına yol olan annenin toplumun geleceğini şekillendireceğini unutmamalıyız. Çocuklar gördüklerini öğrenir yaşadıklarını içselleştirir. Onlara sunulan örnek onların kişiliklerinin temel taşlarını oluşturur.
Çözüm ise yeniden paylaşmayı hatırlamaktan geçiyor. Aileler çocuklarını aynı sofrada toplamayı bir alışkanlık haline getirmeli. Gençler odalarına kapanmak yerine sohbet etmeyi öğrenmeli. Komşuluk ilişkileri yeniden canlandırılmalı, küçük ziyaretler ve samimi sohbetler teşvik edilmeli. Dijital medya insanı ayıran değil buluşturan bir araç olarak kullanılmalı. Eğitim kurumları ve aileler gençlere paylaşmanın sadece ekranda değil gerçek hayatta da değerli olduğunu hatırlatmalı.
Unutmayalım Paylaşmak ruhun ilacıdır. Eğer sofralarımızı, sohbetlerimizi ve kalplerimizi yeniden birbirimize açarsak toplumda yalnızlık yerini dayanışmaya, öfke yerini huzura bırakacaktır.
Toplumun geleceği ise çocuklarımızla kurduğumuz bağda saklıdır. Peki siz bugün çocuklarınıza ve sevdiklerinize gerçekten kulak verdiniz mi?
Saygılarımla
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



