Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

BAZEN EN ÇOK İSTEDİĞİMİZ ŞEY, EN BÜYÜK YANILGIMIZ OLABİLİR

Sağlık 05.11.2026 - 11:05, Güncelleme: 05.11.2026 - 11:05
 

BAZEN EN ÇOK İSTEDİĞİMİZ ŞEY, EN BÜYÜK YANILGIMIZ OLABİLİR

Hata yapmak, insan olmanın kaçınılmaz bir parçası. Çoğu zaman deneyimlerimizden, hatta yanlışlarımızdan öğreniriz. Ancak bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Her hata gerçekten kaçınılmaz mıdır, yoksa bazı yanlış kararların önüne geçmek mümkün müdür?

İnsan davranışlarını biraz daha yakından incelediğimizde, özellikle bazı anlarda neden yanılmaya daha açık olduğumuzu görebiliriz. Benim en sık karşılaştığım durumlardan biri, kişinin çok istediği bir şeye kavuşma ihtimalinin ortaya çıktığı anda yaşadığı zihinsel ve duygusal değişimdir. İster iş hayatında ister kadın-erkek ilişkilerinde olsun, uzun zamandır arzuladığımız, eksikliğini hissettiğimiz ve gerçekleşmesini sabırsızlıkla beklediğimiz bir durumla karşılaştığımızda, bazen değerlendirme yetimizi kaybedebiliyoruz. Tam da o anda bir fırsat beliriyor ve biz bütün dikkatimizi o fırsata yöneltiyoruz. İhtimalleri, riskleri, olası sonuçları yeterince düşünmeden, adeta balıklama atlıyoruz. Çünkü artık kararlarımızı yalnızca aklımız değil, o şeye duyduğumuz güçlü arzu da yönetmeye başlıyor. Psikolojik açıdan baktığımızda, yoğun istek ve ihtiyaç duygusu bazen algımızı daraltabilir. Zihnimiz, sahip olmak istediğimiz şeye odaklanırken onunla ilgili olumsuz ihtimalleri görmezden gelmeye başlayabilir. Hatta bazen karşımızdaki gerçeği değil, gerçekleşmesini umduğumuz ihtimali görürüz. İşte bu noktada önemli bir ayrım var: Bir şeyi çok istemek, onun bizim için doğru olduğu anlamına gelmez. Elbette istemenin gücüne inanıyorum. İnsanın hayalleri, hedefleri ve arzuları olmalı. Ancak bazı istekler zamanla öyle güçlü bir beklentiye dönüşür ki kişi, o isteğin kendisini yönetmesine izin verir. Artık neyin kendisi için iyi olduğunu değil, neye bir an önce sahip olmak istediğini düşünür. Bir başka yanılgımız ise zamanla ilgili kaygılarımızdan kaynaklanıyor. Bazen ne istediğimizi de ne istemediğimizi de çok iyi biliyoruz. Fakat zamanın azaldığını, fırsatların tükendiğini ya da artık bekleyecek gücümüz kalmadığını düşünüyoruz. Bu düşünceyle, aslında bize uygun olmadığını bildiğimiz durumlara veya ilişkilere razı olabiliyoruz. Mevcut hayatımızı daha iyi hale getirmek isterken, farkında olmadan kendimizi daha zor bir durumun içinde bulabiliyoruz. Çünkü bazen sırf bir şeyler değişsin diye yaptığımız seçimler, bizi istediğimiz yere değil, uzaklaşmak istediğimiz noktaya geri götürüyor. Burada kendimize hatırlatmamız gereken önemli bir şey var: Beklemek her zaman kaybetmek değildir. Bazen beklemek, kendimize verdiğimiz değerin ve sınırlarımızın bir göstergesidir. Ne istediğimizi biliyorsak, içimize sinmeyen seçeneklere sırf bir fırsatı kaçırmamak adına yönelmek zorunda değiliz. Bir diğer önemli konu da başkalarının düşüncelerinden ne ölçüde etkilendiğimiz. Sosyolojik açıdan baktığımızda insan, içinde yaşadığı toplumun beklentilerinden bağımsız değildir. Aile, çevre, toplumsal roller ve başarı ölçütleri zamanla kararlarımız üzerinde güçlü bir etki oluşturabilir. Bazen kendi hayatımızı yaşamak yerine, başkalarının bizim için uygun gördüğü hayatı yaşamaya çalışırız. Başkalarının onayını kaybetmemek, eleştirilmemek ya da geride kalmış görünmemek adına kendimize ait olmayan kararlar alabiliriz. Oysa bizi, ihtiyaçlarımızı, sınırlarımızı ve hayatımızda neyin gerçekten önemli olduğunu en iyi tanıması gereken kişi yine kendimiziz. Bu nedenle önemli kararlar alırken dış seslerin gürültüsünü biraz azaltıp kendi iç sesimizi duymaya ihtiyacımız var. Elbette iç sesimizi dinlemek, her zaman duygularımızın peşinden gitmek demek değil. Bazen kendimize mesafe koyabilmek, duygularımızı sorgulamak ve olaylara daha gerçekçi bakabilmek de gerekiyor. Başarılı olmak, hedeflerimize ulaşmak ve istediğimiz hayatı kurmak elbette önemli. Ancak hayatı sürekli zorlayarak, her şeyi kontrol etmeye çalışarak ve her fırsatı mutlaka değerlendirmek zorundaymışız gibi yaşayarak da kendimizi yoruyoruz. Bazen aşırı ısrar, kararlılık olmaktan çıkıp gerçeği kabul etmekte zorlanmaya dönüşebiliyor. Belki de asıl mesele, ne istediğimizi bilmek kadar, istediğimiz şeyin bizim için gerçekten doğru olup olmadığını da sorgulayabilmek. Çünkü insan bazen bir şeye kavuşmak için o kadar çok çaba harcar ki, o şeyin kendisine neye mal olduğunu görmeyi unutur. Unutmayalım; her fırsat değerlendirilmesi gereken bir fırsat, her istek gerçekleştirilmesi gereken bir ihtiyaç ve her bekleyiş kaybedilmiş bir zaman değildir. Bazen yapabileceğimiz en doğru şey, çok istediğimiz bir şeye rağmen kendimizden vazgeçmemektir. Sevgi ile kalın.   
Hata yapmak, insan olmanın kaçınılmaz bir parçası. Çoğu zaman deneyimlerimizden, hatta yanlışlarımızdan öğreniriz. Ancak bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Her hata gerçekten kaçınılmaz mıdır, yoksa bazı yanlış kararların önüne geçmek mümkün müdür?

İnsan davranışlarını biraz daha yakından incelediğimizde, özellikle bazı anlarda neden yanılmaya daha açık olduğumuzu görebiliriz.

Benim en sık karşılaştığım durumlardan biri, kişinin çok istediği bir şeye kavuşma ihtimalinin ortaya çıktığı anda yaşadığı zihinsel ve duygusal değişimdir. İster iş hayatında ister kadın-erkek ilişkilerinde olsun, uzun zamandır arzuladığımız, eksikliğini hissettiğimiz ve gerçekleşmesini sabırsızlıkla beklediğimiz bir durumla karşılaştığımızda, bazen değerlendirme yetimizi kaybedebiliyoruz.

Tam da o anda bir fırsat beliriyor ve biz bütün dikkatimizi o fırsata yöneltiyoruz. İhtimalleri, riskleri, olası sonuçları yeterince düşünmeden, adeta balıklama atlıyoruz. Çünkü artık kararlarımızı yalnızca aklımız değil, o şeye duyduğumuz güçlü arzu da yönetmeye başlıyor.

Psikolojik açıdan baktığımızda, yoğun istek ve ihtiyaç duygusu bazen algımızı daraltabilir. Zihnimiz, sahip olmak istediğimiz şeye odaklanırken onunla ilgili olumsuz ihtimalleri görmezden gelmeye başlayabilir. Hatta bazen karşımızdaki gerçeği değil, gerçekleşmesini umduğumuz ihtimali görürüz.

İşte bu noktada önemli bir ayrım var: Bir şeyi çok istemek, onun bizim için doğru olduğu anlamına gelmez.

Elbette istemenin gücüne inanıyorum. İnsanın hayalleri, hedefleri ve arzuları olmalı. Ancak bazı istekler zamanla öyle güçlü bir beklentiye dönüşür ki kişi, o isteğin kendisini yönetmesine izin verir. Artık neyin kendisi için iyi olduğunu değil, neye bir an önce sahip olmak istediğini düşünür.

Bir başka yanılgımız ise zamanla ilgili kaygılarımızdan kaynaklanıyor. Bazen ne istediğimizi de ne istemediğimizi de çok iyi biliyoruz. Fakat zamanın azaldığını, fırsatların tükendiğini ya da artık bekleyecek gücümüz kalmadığını düşünüyoruz. Bu düşünceyle, aslında bize uygun olmadığını bildiğimiz durumlara veya ilişkilere razı olabiliyoruz.

Mevcut hayatımızı daha iyi hale getirmek isterken, farkında olmadan kendimizi daha zor bir durumun içinde bulabiliyoruz. Çünkü bazen sırf bir şeyler değişsin diye yaptığımız seçimler, bizi istediğimiz yere değil, uzaklaşmak istediğimiz noktaya geri götürüyor.

Burada kendimize hatırlatmamız gereken önemli bir şey var: Beklemek her zaman kaybetmek değildir. Bazen beklemek, kendimize verdiğimiz değerin ve sınırlarımızın bir göstergesidir. Ne istediğimizi biliyorsak, içimize sinmeyen seçeneklere sırf bir fırsatı kaçırmamak adına yönelmek zorunda değiliz.

Bir diğer önemli konu da başkalarının düşüncelerinden ne ölçüde etkilendiğimiz. Sosyolojik açıdan baktığımızda insan, içinde yaşadığı toplumun beklentilerinden bağımsız değildir. Aile, çevre, toplumsal roller ve başarı ölçütleri zamanla kararlarımız üzerinde güçlü bir etki oluşturabilir. Bazen kendi hayatımızı yaşamak yerine, başkalarının bizim için uygun gördüğü hayatı yaşamaya çalışırız.

Başkalarının onayını kaybetmemek, eleştirilmemek ya da geride kalmış görünmemek adına kendimize ait olmayan kararlar alabiliriz. Oysa bizi, ihtiyaçlarımızı, sınırlarımızı ve hayatımızda neyin gerçekten önemli olduğunu en iyi tanıması gereken kişi yine kendimiziz.

Bu nedenle önemli kararlar alırken dış seslerin gürültüsünü biraz azaltıp kendi iç sesimizi duymaya ihtiyacımız var. Elbette iç sesimizi dinlemek, her zaman duygularımızın peşinden gitmek demek değil. Bazen kendimize mesafe koyabilmek, duygularımızı sorgulamak ve olaylara daha gerçekçi bakabilmek de gerekiyor.

Başarılı olmak, hedeflerimize ulaşmak ve istediğimiz hayatı kurmak elbette önemli. Ancak hayatı sürekli zorlayarak, her şeyi kontrol etmeye çalışarak ve her fırsatı mutlaka değerlendirmek zorundaymışız gibi yaşayarak da kendimizi yoruyoruz. Bazen aşırı ısrar, kararlılık olmaktan çıkıp gerçeği kabul etmekte zorlanmaya dönüşebiliyor.

Belki de asıl mesele, ne istediğimizi bilmek kadar, istediğimiz şeyin bizim için gerçekten doğru olup olmadığını da sorgulayabilmek.

Çünkü insan bazen bir şeye kavuşmak için o kadar çok çaba harcar ki, o şeyin kendisine neye mal olduğunu görmeyi unutur.

Unutmayalım; her fırsat değerlendirilmesi gereken bir fırsat, her istek gerçekleştirilmesi gereken bir ihtiyaç ve her bekleyiş kaybedilmiş bir zaman değildir. Bazen yapabileceğimiz en doğru şey, çok istediğimiz bir şeye rağmen kendimizden vazgeçmemektir.

Sevgi ile kalın. 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve webtvhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.