30 AĞUSTOS… EZANIN, BAYRAĞIN, NAMUSUN SİGORTASI!
Tarih 30 Ağustos 1922… Türk milletinin kaderini yeniden yazdığı, toprağını, onurunu, geleceğini geri aldığı gündür. Bu tarih; sadece bir askeri başarı değil, milletin tüm benliğiyle varoluşunu dünyaya ilan ettiği gündür. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan Büyük Taarruz, sadece düşmanı değil, teslimiyetçiliği de tarihe gömmüştür.
Bu zaferle Türk milleti, Sevr zincirlerini paramparça etmiş, Anadolu topraklarının sonsuza dek Türk yurdu olduğunu kanıtlamıştır. 30 Ağustos, bir halkın kendi kaderine el koyduğu, özgürlük ve bağımsızlık tutkusunu zaferle mühürlediği gündür.
ATATÜRK: SADECE KOMUTAN DEĞİL, BİR MİLLETİN MİMARIDIR
Mustafa Kemal Atatürk; sadece bir savaş dehası değil, aynı zamanda akıl, vizyon ve uygarlığın temsilcisidir. Dünya tarihine baktığımızda onun gibisi yoktur.
Napoleon Avrupa’yı fethetti ama kendi halkını savaşlarda tüketti.
Churchill, karizmatik bir liderdi ama emperyalist bir imparatorluğun dişlisiydi.
Lenin, halk devrimiyle geldi ama baskıcı bir rejim kurdu.
Mao, özgürlük vaat etti ama milyonları açlığa mahkûm etti.
Peki ya Atatürk? O, işgal altındaki bir halkı ayağa kaldırdı, savaşı kazandı ve ardından yepyeni, çağdaş, laik bir devlet kurdu. Dini inançlara saygılı ama devlet yönetiminde akıl ve bilim esaslı bir sistem inşa etti. Kadınıyla erkeğiyle bir milleti yeniden ayağa kaldırdı. Bu başarı, sadece Türk tarihinin değil, dünya siyasal tarihinin en istisnai örneklerinden biridir.
UNUTULMASIN: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NI KURAN DA ATATÜRK’TÜR
Bugün, dine sığınıp Atatürk’e saldıranlar var. Sözde muhafazakârlık kisvesi altında iftira atanlar, milletin hafızasını bulandırmak istiyor. Ancak gerçekler yerli yerindedir:
Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924’te bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur.
Amaç; dini, siyasetin oyuncağı olmaktan çıkarmak ve İslam’ı halkın vicdanında sahih, kurumsal ve itibarlı bir yer edinmiş şekilde yaşatmaktı.
Eğer bugün bu ülkede ezan özgürce okunabiliyorsa, camiler minarelerinden milletin gönlüne seslenebiliyorsa, bu; işgal kuvvetlerinin değil, Mustafa Kemal’in zaferi sayesinde olmuştur.
30 Ağustos olmasaydı, belki de bu topraklarda cuma ezanı değil, çan sesi, marşlarla harmanlanmış işgal anthemleri yankılanacaktı. Bunu görmezden gelenler, ya tarihi bilmez ya da ihaneti marifet sanır.
ZAFERİ KÜÇÜMSEYENLER: NE BU MİLLETİ NE DE BU TOPRAKLARI HAK EDİYOR
30 Ağustos Zaferi’ni küçümseyen, görmezden gelen ya da itibarsızlaştırmaya çalışanlar var. Bunlar ya gafildir ya da açıkça işbirlikçidir.
Onlar için Atatürk düşmanlığı bir ideolojik tatmin aracıdır. Oysa Atatürk’e düşmanlık, bu milletin bağımsızlığına, varlığına, şerefine düşmanlıktır.
Tarih soruyor:
Bu topraklar işgal altındayken neredeydiniz?
Yunan süngüsünün gölgesinde ezan mı okuyacaktınız?
Atatürk olmasaydı, hangi bayrak altında, hangi dilde, hangi vicdanla yaşayacaktınız?
Bu soruların cevabını vermekten aciz olanlar, bugün kalkmış 30 Ağustos’u, Atatürk’ü sorguluyorlar. Zavallılıkları, cehaletleri ve hınçlarıyla bir asır öncesinin intikamını almaya çalışıyorlar. Ama nafile…
Çünkü bu millet, Atatürk'ü unutanı da, unutturmaya çalışanı da unutmaz.
SON SÖZ: 30 AĞUSTOS, SADECE TARİH DEĞİL; BİR KİMLİK, BİR DURUŞTUR
30 Ağustos, yalnızca geçmişte kalmış bir savaş günü değil; bugün hâlâ üzerimizde yükselen bir bilinç, bir direniş, bir şereftir.
O gün, bu millet diz çökmedi. Bugün de çökmeyecek.
O gün, bu millet namusunu, bayrağını, ezanını çiğnetmedi. Bugün de çiğnetmeyecek.
30 Ağustos’u unutturmaya çalışanlar, bu milletin yarınını da yok etmek isteyenlerdir.
Ama başaramayacaklar. Çünkü biz, bu zaferin çocuklarıyız. Çünkü biz, Mustafa Kemal’in izindeyiz.
https://strasam.org/yazar/arastirmaci-yazar-oktay-iyisarac/